Skip Navigation
The Washington Post
World

How Erdogan has reshaped Turkey, as told by readers

A woman waves a Turkish flag with a portrait of Mustafa Kemal Ataturk, the founder of modern Turkey, in front of Istanbul’s New Mosque during a campaign rally. (Bulent Kilic/AFP/Getty Images)

Turkish voters will head to the polls on Sunday to decide whether to approve a series of constitutional amendments that would broadly expand the powers of President Recep Tayyip Erdogan and radically transform Turkey’s system of government. We asked readers around the globe in English and Turkish how they felt about the vote and how their lives had changed since Erdogan’s Justice and Development Party came to power in 2002.

Türk halkı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkilerini oldukça genişletecek ve Türkiye hükümet sistemini radikal şekilde değiştirecek bir dizi anayasa değişikliğini onaylamak ya da reddetmek uzere üzere Pazar günü sandık başına gidecek. Dünya çapında okuyucularımızın oylama hakkında ne düşündüklerini ve hayatlarının 2002 yılında Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi başa geldikten sonra nasıl değiştiğini İngilizce ve Türkçe’de sorduk.

Updated:

1 of 16

Mutlu Koçak

32 • Istanbul • Computer engineer

Turkey was a more secular, tolerant place. An atheist author could debate with clerics on TV, and everybody was okay with that. Mainstream media had left-wing anchormen, writers. Due to the oppression of mainstream media, almost all left-wing people are wiped out from media, and they had to join Internet newspapers. Those Internet newspapers are continuously banned or censored. If someone claims anything negative about AKP government, they are quickly put in jail. Also, almost all democratic rights are wiped out. The freedom of demonstration against government simply doesn’t exist. If you are not related to the AKP, you cannot get an official job at state. If you are a well-known opponent, a phone call from a local party representative to your boss makes you unemployed in one second. Gay pride is banned. LGBT people aren’t protected against hate at all.

Türkiye eskiden daha seküler ve hoşgörülü bir yerdi. Ateist bir yazar televizyonda din adamlarıyla tartışabilirdi ve kimse bunda bir sorun görmezdi. Ana akım medyada sol görüşlü haber sunucuları ve yazarlar vardı. Ana akım medyaya uygulanan baskılar yüzünden hemen tüm sol görüşlü insanlar medyadan sürüldü ve internet gazetelerine geçmek durumunda kaldı. Bu internet gazeteleri sürekli yasaklara veya sansüre maruz kaldı. AKP hükümeti hakkında olumsuz bir iddiada bulunan herkes hemen hapse atılır hale geldi. Ayrıca neredeyse tüm demokratik haklar ortadan kaldırıldı. Hükümet karşıtı gösteri yapma özgürlüğü kesinlikle yok. Eğer tanınmış bir muhalifseniz, yerel parti temsilcisinin patronunuza açtığı bir telefon, sizi anında işinizden ediyor. Onur yürüyüşü yasaklandı. LGBT bireyler kendilerine yönelik nefrete karşı hiçbir şekilde korunmuyorlar.

2 of 16

Abdullah

I was born in 1991. When the AK Party become the leading political party, I was 12 years old. Now I’m 26 years old. I was born in a village and my parents are farmers. I started my education in a village school. In 2015 I finished my university education in the department of history on full scholarship. I am now studying for my master’s degree at Bogazici University, which is a well-known university in Turkey. I will finish this summer.

Please just think about it: I’m the son of farmers and now I’m becoming a scientist day by day. Do you think the AKP is a horrible party?

1991’de doğdum. AK Parti başat siyasi parti haline geldiğinde 12 yaşındaydım. Şu anda 26 yaşındayım. Bir köyde doğdum ve ailem çiftçi olarak çalışıyor. Eğitimimi bir köy okulunda başladım. 2015 yılında tarih bölümünde tam burslu üniversite eğitimimi tamamladım. Şimdi Türkiye’de iyi bilinen Boğaziçi Üniversitesinde yüksek lisans eğitimine başladım. Yüksek lisansımı bu yaz bitireceğim. Lütfen sadece bir düşünün: Çiftçilerin çocuğuyum ve şimdi günbegün bir bilim insanı oluyorum. AK Parti’nin berbat bir parti olduğunu mu düşünüyorsunuz?

3 of 16

Kağan

27 • Virginia

Over the last five years, the political atmosphere in Turkey has been diminishing the space, professionally and personally, for someone with my views to live at peace and prosper. The real problem is not that the country is becoming overly nationalistic and religiously conservative, but that those with opposing views are increasingly persecuted politically, socially and legally when they choose to speak out. Acrimony has become the prevailing emotion of the majority, leaving others in a state of perpetual anxiety.

The proposed system concentrates the political power in a single actor without establishing checks and balances that would hold him/her accountable. The confluence of these factors risks creating a single-person-dominated state where the whims of the president become the law of the land in Turkey.

Türk halkı Pazar günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkilerini oldukça genişletecek ve Türkiye hükümet sistemini radikal şekilde değiştirecek bir dizi anayasa değişikliğini onaylayıp onaylamamaya karar vermek üzere Pazar günü sandık başına gidecek. Dünya çapında okuyucularımızın oylama hakkında nasıl düşündüklerini ve hayatlarının 2002 yılında Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi başa geldikten sonra nasıl değiştiğini İngilizce ve Türkçe’de sorduk.

Önerilen sistem siyasi iktidarı tek bir aktörün elinde toplarken, onu sorumlu hale getirecek bir kontrol ve denge mekanizması tesis etmiyor. Tüm bu faktörler bir arada ele alındığında, başkanın anlık karar ve kaprislerinin ülkenin yürürlükteki yasaları haline geleceği, tek bir kişinin yönettiği bir devlet ortaya çıkması riskini doğuruyorlar.

4 of 16

Dilek Saleh

35 • Connecticut

My life has changed very beautifully. I’m a practicing Muslim and I can go to university and I can work in the government or the army. This was prohibited before Erdogan.

Hayatımda çok güzel değişimler oldu. Dini vecibelerini yerine getiren bir müslümanım ve üniversiteye gidebiliyorum ve hükümette veya orduda çalışabiliyorum. Erdoğan’dan önce bu yasaktı.

5 of 16

“There was no future anymore.”

Celal Cahit Ağar

England • Academic

My wife and I represent minorities in Turkey. We both are leftists; we share our Kurdish ethnicity; I am an atheist and my wife is an Alevi. After the AKP, as a result of increasing social, political, ethnic and religious discrimination against me and my family both in the workplace and elsewhere, I resigned from my university, where I had been working as a research and teaching assistant, without finishing my ongoing PhD studies. My wife, who was a biology and mathematics teacher, experienced the same, and she also resigned as a result of the never-ending pressures. There was no future anymore. Hence I moved abroad for a fair life for my family. I am currently studying for a new PhD. Unfortunately my wife, because of language barriers, is currently jobless. But we know that we are happier than before, except missing our families, relatives and friends in that lovely but brutal geography of the world.

Eşim ve ben, Türkiye’deki azınlıkları temsil ediyoruz. Her ikimiz de sol görüşlü kişileriz; Kürt etnik kökenini paylaşıyoruz; ben bir ateistim ve eşim bir Alevi. AKP’nin iktidara gelişinden sonra eşime ve bana karşı hem iş yerinde hem de diğer yaşam alanlarında giderek artan toplumsal, siyasi, etnik ve dini ayrımcılığın sonucunda, araştırmacı ve öğretim asistanı olarak çalıştığım üniversitemden doktora çalışmalarımı tamamlayamadan istifa ettim. Biyoloji ve matematik öğretmeni olan eşim de aynı şeyleri yaşadı. O da bitmek bilmez baskılar sonucunda istifa etti. Artık bir geleceğimiz yoktu. Bu yüzden aileme düzgün bir hayat sunabilmek için yurt dışına taşındım. Şu anda yeni bir doktora yapıyorum. Ne yazık ki eşim dil engelinden dolayı halihazırda işsiz. Fakat dünyanın bu güzel ama acımasız coğrafyasında kalan ailelerimizi, akrabalarımızı ve arkadaşlarımızı özlesek de şimdi eskisinden daha mutlu olduğumuzu biliyoruz.

6 of 16

Caner Özdemir

I support the presidential system and will be voting “yes” in the upcoming referendum. It will put an end to coalition governments and get rid of this nonsensical two-leader system. Besides all that, when you look at Europe and everyone else that doesn’t have Turkey’s best interests at heart, you see them going wild in their campaign against the changes. All the foreign press editorials are saying no. The terrorists’ groups who are active in Turkey are saying no. And our leftists are saying no, and when asked, they cannot even explain why.

The enemies of Turkey will be voting no. The Turkish people will be voting yes.

Başkanlık sistemini destekliyorum ve önümüzdeki referandumda EVET oyu vereceğim. Bu, koalisyon hükümetlerine bir son verecek ve bu anlamsız iki başlı sistemi ortadan kaldıracak. Tüm bunların yanında Avrupa’ya ve Türkiye’nin iyiliğini düşünmeyen diğer herkese baktığınızda değişikliklere karşı çılgınca bir kampanya yürüttüklerini görüyorsunuz. Yabancı basındaki tüm baş makaleler hayır diyor. Türkiye’de aktif olan terörist gruplar hayır diyor. Ayrıca bizim solcularımız da hayır diyorlar ve sorulduğu zaman bir açıklama bile getiremiyorlar.

Türkiye’nin düşmanları hayır oyu verecekler. Türk halkı EVET oyu verecek.

7 of 16

“Here in Turkey you can do whatever you want.”

Emrah Eryılmaz

37 • Bodrum • Pharmacist

Turkey became more powerful after the AKP. We started to live more comfortably. I owned a pharmacy before 2002, and I remember that the government and insurance system couldn’t pay drug invoices over 12 months. There was no money in our government. After only one year [of the AKP], the government found money and started to build highways, airports, hospitals, schools. Let’s talk about freedom. Here in Turkey you can do whatever you want. I am married to a Christian lady [from Moldova], and her sisters live here, too. They can pray in church and do what they want. Nobody will force you against your freedom.

Türkiye, AKP’den sonra daha güçlü hale geldi. Daha rahat bir hayat yaşamaya başladık. 2002’den önce bir eczanem vardı ve hükümetin ve sigorta sisteminin ilaç faturalarını 12 aydan uzun süreler boyunca ödeyemediğini hatırlıyorum. Hükümetimizin parası yoktu. Yalnızca bir yıllık bir AKP yönetiminden sonra hükümet para buldu ve otoyollar, hava alanları, hastaneler, okullar yapmaya başladı. Özgürlüğe gelelim. Türkiye’de istediğinizi yapabilirsiniz. Ben Hristiyan (Moldova’lı) bir kadınla evliyim ve eşimin kardeşleri de burada yaşıyor. Kilisede ibadetlerini yapabiliyorlar ve ne isterlerse yapıyorlar. Kimse sizi özgürlüğünüz hilafına bir şeye zorlamıyor.

8 of 16

Mustafa

I was a teenager (13) when AKP came to power. Coming from a religious and conservative background, I felt ecstatic. Finally oppression of secular groups was over. Everything was going to change for the good. Turkey was going to be a member of E.U. The days of my parents and grandparents were never to be repeated.

By the time I graduated from college in 2012, I realized all of that was an illusion of epic proportions. How naive I was to think and vote like that. In the past five years, me and my country experienced growing authoritarianism. The experience of losing democratic institutions one by one in your home country is a tragedy. As a lawyer it renders one powerless, as if the rules of the game are changed every time you try to act.

The only reason I could ever forgive myself is that I tried to fight it. I quit my job and fought it the best I could. Thanks to that when my son grows up I will be able to look him in the eye and tell him what happened.

So I want to be hopeful about this referendum. I’d like to think that my countrymen still believe in basic human ideals. My rationality tells me I am fool to hope.

AKP iktidara geldiğinde onlu yaşlarında (13) bir gençtim. Dindar ve muhafazakar kökenden gelen biri olarak inanılmaz coşkuluydum. Laik kesimlerin baskıları nihayet sona ermişti. Her şey iyiye gidecekti. Türkiye bir AB üyesi olacaktı. Ebeveynlerimin ve onların ebeveynlerinin zamanları artık geri gelmemecesine sona ermişti.

2012’de üniversiteden mezun olduğumda tüm bunların devasa bir yanılsamadan ibaret olduğunun farkına varmıştım. Böyle düşünmek ve oyumu buna göre kullanmakla ne kadar da naif davranmıştım. Son beş yılda ben ve ülkem, otoriterleşmenin gitgide artışına şahit olduk. Ana yurdundaki demokratik kurumları tek tek kaybetmek trajik. Bir avukat olarak diyebilirim ki bu insanı güçsüz düşürüyor ve eyleme geçmeye kalktığınız her keresinde oyunun kurallarının değiştiği bir duruma benziyor.

Kendi kendimi affedebilmemin tek sebebi bununla mücadele etmeye çabalamış olmam. İşimi bıraktım ve elimden geldiği kadar mücadele ettim. Bu sayede oğlum büyüdüğünde onun gözlerinin içine bakabileceğim ve ona olup bitenleri anlatabileceğim. Sonuçta bu referendum konusunda umutlu olmak istiyorum. Yurttaşlarımın temel insanı ideallere hala inandığına inanmak istiyorum. Rasyonel tarafım bana bu umudun aptalca olduğunu söylüyor.

9 of 16

İhsan

27 • Istanbul • Engineer

When AKP first came to power, I was 11 years old. But I remember Erdogan’s first ‘balcony speech,’ because my father was arrested and released in the 1980 coup for his political activities (Islamic nationalist), and politics is involved in almost every talk in our house. That was a victorious day. Victory against the Kemalist elite. Anatolian people felt like finally they had their people in public governance. After an economic crisis, even the hope for a better future changed my father’s businesses, and all middle-small businesses. Economic growth followed that. We had a belief in European Union membership, and Erdogan was struggling for it.

Now I can say, I think Erdogan just used the European dream to resolve bureaucratic barriers for AKP’s complete hegemony on the judiciary, military and economic system.

My fear is that after the presidential system, these unlawful judgements, widespread corruption, and witch hunt will become our normal. Law will be against me; if I am not close to the AKP I am afraid. History shows none of the authoritarian regimes last long, especially in the Middle East, but Erdogan still wants more power. Power corrupted, and absolute power will corrupt more absolutely.

AKP iktidara geldiğinde 11 yaşındaydım. Fakat Erdoğan’ın ilk “balkon konuşmasını” hatırlıyorum. Çünkü babam 1980 darbesinde politik faaliyetleri yüzünden (islamcı-milliyetçi) tutuklanıp serbest bırakılmıştı ve evimizdeki hemen her konuşmada politikanın bir yeri vardı. Bu bir zafer günüydü. Kemalist seçkinlere karşı zafer kazanmıştık. Anadolu halkı nihayet yönetimde kendilerinden birilerinin olduğunu hissediyordu. Bir ekonomik krizin ardından daha iyi bir gelecek umudu babamın işlerini ve tüm orta-küçük boyutlu işleri bile değiştirmişti. Bunu ekonomik büyüme izledi. Avrupa Birliği üyeliğine inanıyorduk ve Erdoğan bunun için çaba sarf ediyordu. Şimdi baktığımda Erdoğan’ın Avrupa rüyasını yalnızca yargıda, askeriyede ve ekonomide AKP’nin mutlak hegemonyası önündeki bürokratik engelleri ortadan kaldırmak için kullandığını düşündüğümü söyleyebilirim.

Korktuğum şey, başkanlık sistemi geldikten sonra bu gayrımeşru yargılamaların, yaygın yolsuzluğun ve cadı avının normalleşmesi. Korkarım AKP’ye yakın değilsem hukuk benim karşımda olacak. Tarih, otoriter rejimlerin, özellikle de Orta Doğu’dakilerin uzun sürmediğini gösteriyor ama Erdoğan hala daha fazla güç istiyor. Güç onu yozlaştırdı ve mutlak güç daha da mutlak bir şekilde yozlaştıracak.

10 of 16

“I fear that I would never be able to return to my country.”

Said

46 • Ankara • Academic

I was happy that the AKP would bring democracy and civil liberties to my country. I could not have been more mistaken. Now, I have been fired from the university where I worked as a lecturer for 23 years, without getting any compensation or pension. I had to flee from my country under a false name, leaving my wife and two children behind. My only crime is to oppose the anti-Western policies of Erdogan and openly criticize him. Now I have to live in a foreign country without a proper job, and it has been seven months since I saw my kids. If the presidential system comes I fear that I would never be able to return to my country or be able to hug my children again. There is a vast human rights violation in Turkey now, and it will increase every day if the outcome of the referendum is yes.

AKP’nin ülkeme demokrasi ve sivil özgürlükler getireceği düşüncesiyle mutluydum. Bundan daha büyük bir yanılgı olamazdı. Şimdi 23 yıl öğretim görevlisi olarak çalıştığım üniversiteden herhangi bir tazminat ya da emekli maaşı da almaksızın kovuldum. Eşimi ve iki çocuğumu ardımda bırakarak sahte bir isimle ülkemden kaçmak zorunda kaldım. Tek suçum Erdoğan’ın Batı karşıtı politikalarına karşı çıkmak ve onu açıkça eleştirmek. Şimdi doğru düzgün bir işim olmadan yabancı bir ülkede yaşamak zorundayım ve çocuklarımı son gördüğümden bu yana 7 ay geçti. Başkanlık sistemi gelirse ülkeme bir daha asla dönemeyeceğimden ve çocuklarıma bir daha sarılamayacağımdan korkuyorum. Halihazırda Türkiye’de büyük insan hakları ihlalleri var ve referandumun sonucu “evet” olursa bu ihlaller her gün daha da artacak.

11 of 16

Fazlı

The AKP made serious reforms when they first came to power, but from 2010 onward they became authoritarian. They pressured opposition groups, foundations and companies. They also purged the Turkish armed forces in coalition with the Fethullah parallel organization. However, after they took sides against each other they entered a war. In Turkey, the atmosphere of fear has wrapped everywhere. This constitutional amendment will make this situation permanent. The dissident groups will be absorbed. Turkey will be transformed into a dictatorship like those in Central Asia and Africa. Like millions of other people in this country, I am watching the situation of my country today in sadness and fear.

AKP iktidara geldiğinde ciddi reformlar yaptı ancak 2010 yılından itibaren artan oranda otoriterleşti.Muhalif gruplara vakıflara ve şirketlere baskı uyguladı.Muhalif görüşlü insanlar kamudan tasfiye edildi. Fettulahçı paralel örgüt yapısıyla işbirliği halinde TSK’da tasfiyeler yaptı.Ancak birbirlerine karşı cephe almalarından sonra kıyasıya bir savaşa girdiler. Türkiye’de korku atmosferi her yeri sarmış durumda.Bu anayasa değişikliği ile bu durum kalıcı hale getirilecek.Tüm muhalif kesimler sindirilecek.Türkiye Orta Asya ve Afrika’daki diktatörlüklere dönüşecek. Milyonlarca diğer insan gibi ben de, ülkemin bugün içinde bulunduğu durumu üzüntü ve korkuyla izliyorum.

12 of 16

“I feel like this is no longer my country.”

Berivan

35 • Istanbul • Market researcher

The changes occurred so slowly that I think we understood what a dire situation we were in too late. Erdogan was just conservative, we would say. He was a conservative politician who was more daring and unafraid to share his opinion compared to past politicians. But I understood after Gezi that we were facing an administration and voters that viewed me and those that live as I do, as an enemy. They want us either to live like them or to not live at all. Now, I don’t leave certain districts and neighborhoods. I would not even think about renting an apartment outside of the more “liberal” neighborhoods where people like me live. I wouldn’t want to go to the police if I have a problem, and I think I need to be extra careful to not experience a legal problem. Because I do not trust these institutions. I have decreased my posts on social media. I don’t share things that are oppositional out of fear, or things that are fun because it seems too silly to when the country is in such a state. I fear my country’s future, but I feel like this is no longer my country.

Değişiklikler o kadar yavaş oldu ki sanırım ne kadar vahim bir durumda olduğumuzu çok geç anladık. Gezi'ye kadar Erdoğan sadece muhafazakar, dedigim dedik bir figürdü. Geçmisteki politikacılardan daha umursamaz, fikrini söylemekten cekinmeyen muhafazakar bir politikacıydı. Gezi sonrası benim ve benim gibilerin yaşam tarzına düsman bir yönetimle ve seçmenleriyle karşı karşıya olduğumuzu anladım. Biz bu ülkede ya onlar gibi yaşayalım ya da hiç yaşamayalım istiyorlar. Artık belli semt ve mahalleler dışına pek çıkmıyorum. Benim gibi insanların olduğu,daha "liberal" bölgeler dışında ev kiralamayı düsünmem bile. Bir sorunum olduğunda polise gitmek istemem, hukuki bir sorun yaşamamak için ekstra dikkatli olmam gerektiğini düsünüyorum. Çünkü bu kurumlara güvenmiyorum. Sosyal medya paylaşımlarımı azalttım. Çok muhalif şeyleri korkudan, eğlenceli seyleri ise ülkenin hali böyleyken saçma geldiğinden paylaşmıyorum. Ülkem için korkuyordum ama sanırım artık burası benim ülkemmiş gibi hissetmiyorum.

13 of 16

“I avoid talking politics on the phone or in public.”

Yaşar Altun

29 • Istanbul

I am a 29-year-old Kurd living in Istanbul. Before 2002, we were not living in a wonderful country; Turkey was a country where there was corruption, unsolved murders, bans and pressure on Kurdish cities. It seemed like everything seemed to improve in the first years after the AKP came to power. There was a struggle against the cliques in the army and bureaucracy; discussions had started about the Kurdish issue, minority issues, and even for the rights of LGBT and the climate seemed as if some steps forward toward a solution will be taken. Relations with the European Union were in good condition, and steps were being taken for democratization. Everything seemed positive until 2011. Then, tensions stoked by Erdogan began to grow. Many disturbing developments began like police violence, discriminatory rhetoric, corruption claims, implicit alcohol restrictions and pressure on the media.

The July 15 coup attempt strengthened Erdogan’s hand and made it easier for him to increase pressure against his opponents. My life changed in parallel with the country after 2011. Now, when I go out to the street I am uneasy because I think that I need to act according to the possibility of a terrorist attack or falling victim to police violence.

I avoid talking politics on the phone or in public. I have had to reduce my use of social media because I know they are being monitored. My wife was traumatized after the Ankara train station ISIS attack, and she is still receiving psychological treatment. In the last two years, I have seen more image of blood, corpses and violence like I had never seen before. It is too difficult to explain briefly; I cannot find a solution other than waiting for this nightmare to be over.

29 yaşında İstanbul'da yaşayan bir Kürdüm ben. 2002'den önce çok güzel bir ülkede yaşamıyorduk; yolsuzlukların, faili meçhul cinayetlerin, yasakların,Kürt illerinde baskı ve yasakların olduğu bir ülkeydi Türkiye. AKP iktidara geldikten sonraki yıllarda başlangıçta her şey iyiye gidiyor gibi görünüyordu. Ordu ve bürokrasi içerisindeki kliklere karşı bir mücadele başlatılmıştı; Kürtsorunu, azınlıklarla ilgili sorunlar, hatta LGBTİ haklarıyla ilgili tartışmalar başlamış ve sanki çözüme dönük adımlar atılacakmış gibi bir iklim vardı.

Avrupa Birliği ile ilişkiler iyi durumdaydı ve demokratikleşme adımları atılıyordu. 2011'e kadar geçen sürede olumlu görünüyordu her şey. Daha sonra Erdoğan'ın körüklediği bir gerginlik büyümeye başladı. Polis şiddeti, ayrımcı söylemler, yolsuzluk iddiaları, örtülü alkol kısıtlamaları, medyaya baskı gibi pek çok rahatsız edici gelişme yaşanmaya başladı.

15 Temmuz darbe girişimi de Erdoğan'ın elini güçlendirdi ve muhaliflerin üzerindeki baskıyı arttırmasını kolaylaştırdı. Benim hayatım 2011 sonrasında ülke gündemiyle paralel şekilde değişti. Şu an sokağa çıkarken tedirginim; her gün bir terör saldırısı ya da polis şiddetine maruz kalabilme ihtimalimi düşünerek hareket etmek zorunda hissediyorum kendimi.

Telefonda ya da kamusal alanda politika konuşmaktan kaçınıyorum. Sosyal medya kullanımımı azaltmak zorunda kaldım çünkü oraların izlendiğini biliyorum. Eşim Ankara tren garında gerçekleşen İŞİD saldırısı sonrası travma yaşadı ve hala psikolojik destek alıyor. Bu son iki yılda hayatımda hiç görmediğim kadar kan, ceset ve şiddet görüntüsü gördüm. Kısaca anlatmak çok zor olanları. Bu kabusun bir an önce bitmesini beklemek dışında çözüm göremiyorum.

14 of 16

Faruk

26 • Ankara • Engineer

Before 2002 was a very difficult period for my family. My father was a civil servant and my mother, because she was covered, could not go to university, and becoming an English teacher remained just a dream for her. People think that there is no freedom of thought or human rights now, but before the AKP, because of the ban on the veil, there were obstacles against allowing people to think. They were left ignorant and received second-class treatment.

I am 26 years old today, have a master’s, and as someone who is educated, and curious about the law, and as a personal researcher, I say yes to the presidential system. The conclusion that I have drawn from my impression up until today is this: The citizens of this country have long suffered from political disagreements, fights and incompetent politicians. I am tired, weary, and have had enough of all of this. The only fear I have is the spreading of the idea by people outside of the country that this system was made for Recep Tayyip Erdogan and that it is an anti-democratic system. I am saddened that people don't know that this system passes for the next person who will be elected president, that it makes it easier to prosecute the president, and that the legislature and executives will be chosen directly by the people.

2002 yılı öncesi ailem için çok zor bir süreçti. Babam memurdu, annem ise başı kapalı olduğu için üniversiteye gidememiş çok istediği İngilizce öğretmenliği onun için sadece bir hayal olmuştu. Şimdi düşünce özgürlüğü, insan hakları yok diyorlar ya, başörtü yasağından dolayı Ak parti öncesi insanların düşünmesi engelleniyordu, cahil bırakılıyordu, toplumda 2. sınıf insan muamelesi görüyordu.

Ben bugün 26 yaşında, yüksek lisansımı yapmış, eğitimli, meraklı, hukuka ilgi duyan ve araştırmacı bir birey olarak başkanlık sistemine evet diyorum. Bugüne kadarki izlenimlerimden çıkardığım sonuç şudur: Devlet içindeki politik anlaşmazlıkların, kavgaların ve beceriksiz siyasetçilerin ceremesini hep bu ülkenin vatandaşları çekmiştir. Ben bunlardan yoruldum, usandım ve bıktım. Tek korkum bu sistemin Recep Tayyip Erdoğan için yapılmış olduğu düşüncesinin ülke dışındaki insanlarda yer etmesi ve bu sistemin anti-demokratik olduğu fikrinin yayılması. Bu sistemin bir sonraki seçilecek başkan için geçerli olduğunun, başkanın yargılanmasının önünü açtığının ve yasama ve yürütmenin doğrudan halk tarafından seçildiğinin bilinmemesi beni üzüyor.

15 of 16

Ali

The nation in which I was born is no more. This must be what the citizens of what was once the Soviet Union felt like. I was born in a secular republic with a flawed albeit working democracy. The Turkey I live in is the “New Turkey,” as its Sultan’s loyalists often proclaim. Every day here is an ad­ven­ture. You never know if you’ll be accused of or get arrested for something you didn’t do. Your choices or opinions don’t matter. You don’t matter. The referendum is merely to make it official.

Doğduğum ülke artık yok. Bir zamanların Sovyetler Birliği’nin vatandaşlarının hissettikleri buna benziyor olmalı. Kusurlu da olsa işleyen bir demokrasisi olan laik bir cumhuriyette doğmuştum. Şimdi yaşadığım ülke, Sultan’ın yandaşlarının sık sık söylediği gibi, “Yeni Türkiye.” Burada her gün bir macera; yapmadığınız bir şey yüzünden suçlanmayacağınızdan ya da tutuklanmayacağınızdan asla emin olamıyorsunuz. Tercihlerinizin ya da fikirlerinizin bir önemi yok. Sizin bir öneminiz yok. Referandumun amacı yalnızca bu durumu resmileştirmek.

16 of 16

Baha Tören

31 • Antalya • Photographer

Actually, I have serious reservations even writing about this. The reason for this is that I could be arrested if my identity is published. But I am so exhausted of this situation (in fact, I’m beyond exhausted) that the need to tell people what is happening felt more pressing. When the AKP first came to power, I had my reservations like everyone else, but with time, I saw that they were doing good things and I started to lose these reservations. However, what we have experienced over the last three years has been a real nightmare. Previously, I had many friends who I had different opinions and from time to time, even if we had heated (political) debates, we could eventually find a common point to depart on pleasant terms. But in recent times we have become hesitant, even scared to share our differing opinions, let alone debate about them. Because even before we start debating, we get labeled ‘terrorist’ when they feel that we think differently. And the most painful part of this is when your closest friends even see you this way.

I carry the fear that after April 16 all the obvious injustices will only get worse. I do not think this has anything to do with whether the decision comes out as a ‘yes’ or a ‘no.’ Because if it results in ‘yes,’ then our already difficult [situation] will become unbearable, and a future for my children in this country will be finished. But the strange part is that if it results with a ‘no,’ then I carry the concern that the anger from this will result in poisoning us even further. So in both of these results, I am of the opinion that not much will change ‘at least for us.’ And just for this reason, we as a family, have started discussing leaving the country.

Aslında bu konu hakkında yazarken bile ciddi tereddütlerim var. Bunun sebebi de kim olduğumu yayınlayarak açığa çıkaracağınız ve tutuklanmama sebep olabileceğiniz. Ancak bu durumdan o kadar sıkıldım ki (hatta sıkılmanın ötesinde bıktım ki) olan şeyleri bir yerlere duyurmak gerektiği düşüncem daha ağır basıyor. AKP'nin yönetime ilk geldiği zamanlar herkes gibi çekincelerim olsa da, zaman içerisinde doğru işler yapmaya başlamaları ile bu çekincelerim azalmaya başlamıştı. Ancak son yıllarda yaşadıklarımız, resmen kabus haline geldi. Daha önce farklı düşünceden çok arkadaşım vardi ve onlarla zaman zaman hararetli (siyasi) tartışmalar yaşasak da bir şekilde ortak noktalarda buluşup tatlı bir sekilde ayrılırdık. Ancak son zamanlarda bırakıntartışma yapmayı, farklı düşündüğümüzü söylemekten bile çekinir hatta korkar olduk. Çünkü tartışmanın öncesinde farklı düşündüğümüzü hissettirdiğimizde bile 'terörist' yaftası vuruluyor. Ve işin en acı tarafı da, en yakın arkadaşlarımız tarafindan bile böyle görülüyor olmamız. Bariz bir şekilde belli olan haksızlıklar ve adaletsizliklerin 16 Nisan'dan sonra daha da kötüye gideceği endişesi taşıyorum. Bunun evet yada hayır çıkması ile alakası olduğunu da düşünmüyorum. Çünkü 'Evet' çıkarsa zor olan hayatimiz iyice içinden çıkılmaz bir hal alacağı gibi, çocuklarımın da gelecegi bu ülkede artık bitmiş olacak. İşin tuhaf tarafi, 'Hayır' çıkarsa da o kızgınlıkla hayatın bize daha da zehir edileceği endişesini taşıyorum. Yani her iki sonuçta da pek bir şeyin, 'en azından bizim için,' değişmeyeceği kanaatindeyim. Ve sırf bu yüzden ailemle birlikte ülkeyi terk etme konusunu aile içinde konuşur hale geldik.

More stories

‘Journalism is becoming powerless’: Inside a nervous Turkish newsroom as the government closes in

Journalists are under threat after last year’s failed coup attempt, press advocates say.

With fiery insults and petty slights, Turkey and Europe reach a moment of reckoning

Both sides have much to lose as they drift toward xenophobia and nationalist rhetoric.